Kaplumbağa
Ne oldu şimdi? Neredeyiz? Türk yapımı bir otoyolda. Oysa ki dümdüz olmalıydı buralar. Alabildiğine düz. Hiç öyle uğraşmamalıydık tepeyi aşmakla, virajı almakla. Gideceği yere hemen varmak istiyor insanoğlu. Bu hızla, asla..
Ne oldu şimdi? Neredeyim? ” hiç bana göre değil bu” dediğim bir yerde. ” ben asla yapamam böylesini.” dediğim bir yerde. Öyle olmuyormuş. Yapıyormuş insanoğlu.
Uzaklaşıyorum. Kendim için değil. Sen için. Bırakıyorum herşeyi. Atmosfere çıkınca hava çok güzel. Bırakıyorum. Huzur için yapmayacağım şey yok. Huzurun için yapmayacağım şey yok. Senin için yapmayacağım şey yok. İnsanlık için değil ama senin için yapmayacağım şey yok. Ciğerlerimde milyonlarca cam kırığı var gibi. Öyle ağır şeyler söylendi ki ” keşke” diyorum bazen, “keşke bunları duyacağıma, eski bir apartmanın en yüksek katından atılan siyah bir piyanonun altında kalsaydım.” Kendime ne yaptım anlayabiliyor musun? Kendi kendime neler yaptım.. Ben neler yaptım?
Bırakabilmek, ” Olmuyorsa olmuyordur” a boyun eğmek, ” Benimle olamıyor, başkasıyla mutlu olsun” demek. Alışamadım henüz. Ama deneyeceğim. Sen istiyorsan yapamayacağım şey yok. Huzurun için yapamayacağım şey yok. Mutlu ol. Ben sen için,
kaplumbağa bile olabilirim..
Duyan gelmiş.
Gelen gelmiş, gelmiş ve gitmiş hayatımdan çok geçmeden. Hayatıma girmiş, karıştırmış, mahvetmiş yine toplaması bana kalmış.
Hiç mi iyi bir şeyler yapan eden yokmuş hayatında diye sorma. Benim hayatım hep bir dünya, sömürülmüş bir dünya.
Duyan gelmiş hayatıma, başkalarının hayatları benim hayatım olmuş. Ama benimkisi hiç başkasınınki olamamış. Bir iplik topağı misali çekilmiş, onlarca yere gitmiş, azaldıkça azalmış ve bitmiş.
Kimden işitmişler bu hayatı, bu kadar cazip olduğunu bu denli savunmasız ve kuvvetsiz olduğunu. Kim demiş bu insanlara, bu kız hep çok sever, ağzına bile sıçsanız sizden vazgeçemez diye. Aslında hayatıma parmak izi değenlerden olsa gerek.. Aldıkları kadar bırakırlar hep. haksızlık etmemek lazım. Ama ne bırakırlar derseniz. acılar, anılar, mekanlar, kokular ve aşklar.
Kusursuz
Hadi gelin size kendinizi nasıl kusursuz hissedeceğinizi öğreteyim.
Bütün insanlar gözümüzde küçülsün, biz hepsine tepeden bakalım.
Başlıyoruz: şimdi öncelikle, biz farklıyız. İlk kural bu. Bu kuralı gerçekleştirebilmek için de hayatımızdaki diğer herkesin aynı davranıyor olması lazım. Birkaç tane dostumuz olsun ve de, onları ayrı tutalım. Yoksa yalnız ama kusursuz olmak yerine yalnız ve depresif olabiliriz. Bu ayar önemli. sırtımızı sıvazlamaları, arada gaz vermeleri için falan filan işte. Neyse. Herkes aynı olmalı demiştik en son. Fakat herkesi aynı kalıba sokmak yetmez, o kalıbın adının da kötü olması lazım. Adını siz koyun işte, kötü bir sıfat bulduktan sonra herkes kötü diyebiliriz. Söylemesi kolay. ergenken sadece kötü diyip herkesin kötü olduğuna inanmak kolaydı. Şimdi biraz büyüdük ya, öyle olmuyor. Kanıt da istiyor bünye kusursuz hissetmek için. O zaman kendi kendine kanıt bulman lazım. O insanların hepsi kötü sen kanatlı olacaksın sonuçta. Bunu da kendine ispat edeceksin ki; gününü gün edeceksin, insanlara bok atıp küçümseyebilesin rahat rahat.
Yalnız bir yerde anlayacaksın ki her insan aynı değil. Hepsi kötü değil, iyi olanı da var. Var ama bir şekilde hayatında olmaması, hayatındaysa çıkması gerekiyor. E bize yakışır mı? Tek iyi olmaya çalışırken başka bir iyinin hayatımızdan çıkması. Unutmayın biz iyiyiz. Ona kötü diyebilmeliyiz.
Bütün bunları yapmamız için en temel şeyi anlatıyorum. Dinlemek. Çok iyi dinlemek. üzeceksin karşındakileri. İnadına ters gideceksin, yılmadan sonuna kadar zorlayacaksın. Sonrası kolay zaten, her insanın içinde bir zayıf, bir canavar, kötü bir şeyler illa ki yatar işte. Mesela dayanamayıp biraz üzülse, mızmızlansa “kötü bu” diyeceksin. Ağlarsa kötü bu diyeceksin, kızarsa zaten “kötü bee bu” diyeceksin. Diyebileceksin ki bütünlüğü iyiler bile kötü olsun, sen farklı ol. Bütün insanlar aynı olsun, insanlar değişmiyor hepsi kötü olsun. Senin yaptıkların yüzünden değil, hiçbiri hem de. Sen değiştin mi ki insanlar değişebilsin diyene de “kötü bu” diyeceksin.
İyi bok yiyeceksin kısaca.
“sensiz de sürebileceğini bilmenin acı verdiği tek kişi sensin, diğerleri olmasada olurdu ki zaten hiç bir zaman tam olmadılar ama sen - ben oldun biz olduk sonra ben iyice sen oldum karıştık, karıştım, her şey yerle bir ama kusursuz bir düzen içerisindeydi.. sen gidersen ölürüm diyordum her defasında gideceğini zaten biliyordum da aklımca tehdit ediyordum seni. - bak sakın gitme tamam mı? Gidersen şuracıkta ölürüm çünkü. Diyordum sonra gittin şöyle bir baktım etrafıma her şey yerli yerinde aklım gitmiş birazda kalbim yerinden oynamış sanki ama hayattayım işte ölmüyormuş insan en sevdiği gidince. en çok buna üzüldüm ben. Sen gidince ölünür çünkü.. Kural buydu alışamadım hala yeni düzene sen şimdi geri gel ben bu sefer ölücek kadar severim seni “
bug.